Ruhun Karanlık Gecesi

 

(26. Temmuz. 2010)

Ruhun Karanlık Gecesi

 

Beraat Kandili bugün. Elhamdülillah içimde huzur, gönlümde sükunet var. Bu söylediklerim az bir şey değil. Hele bu denli koşturmacanın olduğu, kalp ve zihnin bu denli allak bullak olduğu bir dönemde “huzur ve sükunet” bulunmaz bir nimet, bir insana verilebilecek en büyük ikram. Dergideyim ve herkeste bir neşe var. Çalışıyoruz harıl harıl. Nasip olursa iftarı birlikte açacağız burada. Yaklaşık yirmi beş kişiyiz. Yemeğin ardından sohbet ve muhabbet olacak. Onun ardından da yüz rekat namaz kılmaya niyetliyiz. Ne hoş bir niyet, ne anlamlı bir birliktelik, Allah’ım sana şükürler olsun…

İki gün önce Robert Frager’in söyleşisine katıldım. Kimdir Frager? Otuz yılı aşkın süredir psikoloji üzerine çalışan ve hem teorik hem de pratik tasavvuf üzerine araştırmaları olan birisi. Yüksek lisans günlerimde Zeynep Elif Özkan’ın vesilesi ile bir kitabını almıştım. Kitabın giriş kısmında “Halen mutasavvıf bir mürşit ve şeyh olan Frager…” gibi bir ifade var. Şimdi söyleşiden aldığım bazı notları günlüğüme aktarıyorum. (Aldığım notları okurken tercümeden ve benim dikkatimden kaynaklanan algılama hatalarını göz önünde bulundurmakta fayda var)

Benliğin dönüşümü, kişiliğin dönüşümü üzerinde konuşacağız. Freud’a göre altı yaşından sonra değişim yoktur. Yani zihinsel olarak bu yaştan sonra yetişkinlerin değişmediğini söyler. Ben ise şanslıydım, çünkü Eric Ericcson’un yanındaydım ve o değişimin devam edebileceğini söyleyen ilk psikologtu.

Manevi rehberlik insanın değişebileceği ve olgunlaşabileceği üzerine kuruludur. Bu aynı zamanda tasavvuftaki manevi makamlarla da ilgilidir. Metemorfoz ile alakalı değişim… Tırtılın kelebek olması…

Nevrotik gerçeğimiz tırtıl gibidir, hedefimiz kelebek olmak…

Bize gelen danışanların da asıl isteği budur, bu değişimi ararlar.

Tırtılın gözünden baktığımızda kelebek olmak yoktur. Kelebek olmadan önce dışına sürdüğü koza sıvı hale gelir ve diğer bir deyişle her şeyini kaybeder. Organik bir çorbaya döner. Sonra bu çorbadan kelebek oluşur.

Manevi rehberliğin bir kısmı da bu sürece yardımcı olmaktır. Bir yeni doğumdur bu. Bu manevi rehberler bir nevi ebe gibidirler, ruh doğumuna yardım ederler, radikal değişim sürecine yardım ederler. Tırtıl için bir kez gerçekleşir bu durum ama insanlar birkaç kez bu süreçten geçebilirler.

Danışmak için gelen kişi aynı tırtıl gibi neler yaşayacağının farkında değildir.

Şimdi bu değişim için bir harita sunmayı istiyorum.

Afrikada’ki toplumlardan biri incelenmiş. Görülmüş ki orada bu değişim daha kolay çünkü değişim için ritüeller var toplumda. Ama Batı’da biz buna sahip değiliz. Üç ayrı ritüelden bahsediliyor okuduğum kitapta. 1-) Ayrılış. Aileden ayrılma merasimi. Maskeler takılıyor, dini tören düzenleniyor. 2-) Çocukluktan gençliğe geçiş mânâsında ritüel. Kamp vs olur bu. 3-) Geri dönme dönemi. Yani kişi ayrıldığı yere yeni bir kimlikle geri geliyor. Herkes onları kutluyor çünkü onlar yetişkin olmuşlardır. Bu olay, metamorfozdaki kelebeğin dışarı çıkması, kozayı yırtması gibidir.

Manevi rehberlikte size gelen kişiler bu sürecin herhangi bir kısmında olabilirler. Korku olabilir, neler olacağını bilemez. Kendisinin de ne olduğunun farkında değildir, geleceği yoktur, kötü bir durumda olabilir vs. Bu sürecin sonunda ise kelebek olur ve kanatlarına şaşırabilir, bunlarla ne yapacağım diyebilir. Manevi danışmanlıkta kişilere cesaret veriyoruz, eski benliklerini bırakmalarını sağlıyoruz ebe misali. Tasavvufta buna kalpteki çocuğun doğması diyoruz. Yani manevi benliğin doğması.

Bu anlattıklarımı şekillendirmek gerekirse, yıllardır yaşadığınız bir odanın içinden daha önce hiç yaşamadığınız bir odaya gitmek gibidir bu süreç. İçinde bulunduğunuz oda makamdır. Aynı nefs katmanındasınızdır, oda içi değişse bile oda hep aynıdır.

Asıl değişiklik ise başka odaya geçmek gibidir. Bazı terapistler insanları içinde bulundukları odaya daha iyi adapte etmeye uğraşırlar. Biz ise başka bir odaya götürmek istiyoruz. Asıl değişim eski odayı bırakıp başka odaya hareket edebilme, rahat olandan vazgeçmedir. Bu bir nevi Afrika kabilelerindeki ayrılma gibi…

İlk adımda bir koridor çıkar. Ve bu kolay değildir. Arada bir yerdir orası. Buna rağmen bir avantajı vardır. Eski alışkanlıklarınızı tam bırakmamışsınızdır.

Terapi de aynı bu boşlukta olma durumu gibidir. Ellerinizi kaldırdığınızda dünyaya arkanıza atmanız gibi bir durumdur, her şeyi geride bırakma duygusu… Geçmişi atıyorsunuz..

Bilinci şu anda tutabilmek çok zordur. Ya gelecekte, ya geçmiştedir. Değişim sürecinin zor kısmı budur: Yeni anlaşılmamıştır, eskiden vazgeçilmemiştir.

Daha sonra üçüncü adım gelir ve odaya adım atarsınız, kelebek olursunuz.

Koridorun uzunluğu ne kadar uzun ise o kadar zordur değişim. Çünkü kısa olursa yeni oda hakkında bir fikir sahibi olursunuz. Ama koridor uzun ise ve oda nerede belli değil ise, işte bu zor durumda yardım etmeye çalışıyoruz biz.

Bir yazar o koridora “ruhun karanlık gecesi” demiştir. Bu bir depresyon gibidir ama değildir. Bazı terapistler bu insanları depresyondaki hastalar gibi tedavi ediyor, halbuki farklıdır. Bu geçiş süreci eski benliği atıp yenisini kazanma sürecidir, arınma ve temizlenme süreci.

Eski benlikten temizlendiğimiz süreç depresyon gibi görünebilir ama işler yerindedir, depresyonda böyle değildir. Depresyon klinik bir durumdur, diğeri ise karanlık gece durumudur. Hepimiz aslında bu süreci yaşarız ama ifade edecek sözcüklere sahip değilizdir.

Bir bayanın doğum anında psikolojik olarak rahatlatılması gibi, insanların eski benliklerini değiştirebileceklerine dair cesaretlendirilmesi gerekir. Bazıları değişime direnç gösterir çünkü.

Bazıları da sürekli değişim halindedir, sürekli içinde bulundukları odayı bırakırlar. Onlar da daha sabırlı ve stabil olmaları için cesaretlendirilir.

Tüm insanlar için ortak bir şeydir bu değişim. Günümüz psikolojisi ise sadece tırtılın psikolojisi ile uğraşıyor.

Ruhi rehberliğin bir yönü de değişimin ritmini ayarlamaktır. Herkes değişmek istediğini söyler ama içimizde dirençler vardır. Biz psikologlar olarak bu dirençleri aşmalıyız ki başkalarına da yardım edebilelim.

Peki bizi değişmekten alıkoyan şey nedir?

Cevap: Bizi eski odamızda sabit kılan mekanizmayı zayıflatmalıyız ve yeni odadaki mekanizmayı kuvvetlendirmeliyiz.

Konferans bittiğinde yanına gittim ve Gurdjieff’i sordum kendisine. Gurdjieff hakkında Zafer abim çok sık konuşurdu. Bu yüzden acaba Frager ne düşünüyor diye merak etmiştim. “Normal bir insanı alır ve epey bir yükseltir. Ama daha sonrası yoktur sanki. Bir ilahi sevgi, Allah aşkı yoktur onda. Daha çok bir daralma söz konusu.” dedi. Bu sözleri üzerine “sanki biraz yüzeysel cevap verdi” gibi bir cümle geçti içimden. Kanaatimce Gurdjieff daha derinlikli ele alınması gereken biri. Sıkı bir okuma yapmadığım için düşüncelerimi yazmayacağım şu an. Orada bulunanlardan biri de şöyle bir söz söyledi sorum üzerine: “Rene Guenon şöyle demiş: Gurdjieff’ten vebadan kaçar gibi kaçın”. Sanırım kafalar biraz karışık, en iyisi iyice bir araştırma yapmak…

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !